parallax background

Bosna Hersek – Hırvatistan Gezimiz (1)

Bosna Hersek – Hırvatistan Gezimiz (2)
8 Ekim 2018
Bosna Hersek – Hırvatistan Gezimiz (3) – Plitvice Gölleri
8 Ekim 2018

Bosna Hersek son dönemlerde oldukça revaçta bir gezi rotası. Bizde yaklaşık 7 sene önce 1 haftalık bir geziyle bu bölgeyi gezme şansına sahip olduk. Bunu yaparken süreyi de göz önüne alarak Hırvatistan’ı da gezi planımıza dahil ettik. O dönemde Hırvatistan için vize gerekmiyordu ve bu da Türkiye’den gidenler için güzel bir alternatif oluşturuyordu. Biz rotamızı standart gezilerin biraz dışına çıkararak genişlettik. Gezimizde Saraybosna, Mostar, Dubrovnik, Split, Plitvice, Trogir ve Zagreb’e uğradık.



Yolculuğumuza İstanbul’dan başladık. Bir buçuk saatlik bir uçuşun ardından Saraybosna’ya vardık. İstanbul’dan Bosna’ya hem Atatürk Havalimanı’ndan hem de Sabiha Gökçen’den çok sayıda uçuş var, uygun zamanda ve uygun fiyatlı bilet bulmakta hiç zorlanılmıyor.

Planımız gereği Saraybosna Uluslararası Havaalanı’ndan daha önceden kiraladığımız aracımızı alarak Saraybosna’ya hiç girmeden direkt olarak ilk gece konaklayacağımız Mostar’a geçtik. Yol tahminimizden uzun sürdü. Bosna’da yollar genelde tek şerit gidiş geliş, oldukça dağlık ve trafikte yoğun. Uzaktan kilometreye bakarak yaptığınız yol planı genelde tutmuyor. 130 kilometrelik yol yaklaşık 3 saat sürdü. Yine de manzarayı izleyerek yol almak güzeldi. Virajlı yollar yemyeşil vadilerin, ormanların içerisinden, dağların arasından geçerek ilerliyor.

Bumerang - Yazarkafe

Mostar’ı gezmek demek aslen Stari Most (Eski Mostar) denen ve Neretva nehrinin çevresinde yer alan bölgeyi gezmek anlamına geliyor. Savaş zamanı Mostar’daki Osmanlı yapımı meşhur köprü ve çevresindeki çarşı (Stari Most) tamamen yerle bir olmuş. Asıl köprü 1566 yıllarında Mimar Sinan tarafından yapılmış. O dönemki fotoğraflar şehrin savaşta aldığı yarayı açıkça gösteriyor. Aşağıdaki fotoğraf köprünün tamamen yıkılmadan önceki durumunu gösteriyor.

Bu bölge Unesco ve Dünya Bankası’nın öncülüğünde yeniden yapılmış. Halihazırda savaşı hatırlatan çok fazla bir şey kalmamış. Köprünün başında küçük bir savaş müzesi var. Birde müzenin önündeki, aşağıdaki fotoğrafta görünen anı amaçlı taş. Buradaki tarih köprünün Hırvat güçlerince yıkıldığı 1993 yılını gösteriyor.

Mostar köprüsünün klasik görüntüsünü zaten hemen herkes bilir. Biz gittiğimizde Mostar'lı bazı gençler para karşılığında köprüden aşağıya atlıyorlardı. Eskiden genç erkekler cesaretlerini göstermek ve evlenmek için bunu yaparlarmış. Bu geleneğin halen devam etmediğini umut ediyorum.

http://www.sarajevotimes.com/

Mostar’da yemek için birçok alternatif mevcut. Genelde geleneksel yemeklerin sunulduğu restoranlar revaçta. Bunlardan birini tercih etmenizi tavsiye ederim. Önerim ise geleneksel Bosna yemeklerinin bir arada tek bir tepsi içinde sunulduğu menü. Geleneksel yemekler yapan hemen her restoranda bu menü mevcut. İçerisinde Bosna’nın meşhur köftesi Cevapcıci, sarma, soğan dolması, farklı birkaç et türü, çeşitli soslar v.b. yiyecekler bulunuyor.

Akşam Mostar’da konakladık. Çoğu mağaza erkenden kapandı, sokaklarda boşaldı ama köprü ve çevresinin gece görüntüsü de oldukça etkileyiciydi. Oteller genelde turistik merkez çevresine sıralanmış. Bunlardan birinde uygun fiyata kalınarak iyi hizmet alınabilir. Köprünün çevresindeki bölge dışında aslen şehir hiçte küçük değil. Ancak bu bölgenin dışında görülmesi gereken ilgi çekici pek bir yere rastlamadık açıkçası.

https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Mostar,_Stari_Most_at_night.jp

Gezimizin ilk gecesini Mostar’da geçirdikten sonra Hırvatistan’ın en tristik şehirlerinden Dubrovnik’e doğru yola çıktık. Bu arada kahvaltı için Boşnak “Burek”lerini de es geçmedik elbette.

tr.pinterest.com/elfejjad/bosnian-food-drinks/

Yol şartları yine çok parlak değildi. 130 km’lik ancak 3 saat civarında süren bir yolculuk sonunda Dubrovnik’e ulaştık. Daha önce de yazdığım gibi o tarihte Hırvatistan Türk turistlerden vize talep etmediği için gümrükte çok fazla oyalanmadık. Ama şu an bu işlemlerin daha uzun süreceğini tahmin ediyorum.

Hırvatistan Adriyatik Denizi’nin doğu kıyısını ince dar bir çizgi halinde neredeyse boydan boya kaplayan bir ülke. Adriyatik'in batısında ise İtalya yer alıyor. Dubrovnik ise yine Adriyatik kıyısında Hırvatistan’ın güneyinde. Adriyatik kıyısında Bosna Hersek’e sadece küçük bir şehir bırakılmış, adı Neum. Buraya ulaştıktan sonra Dubrovnik’e kalan yol deniz kıyısından ilerleyerek tamamlanıyor.

Dubrovnik’in surlar içinde kalan turistik merkezine arabayla giriş yasak olduğu ve otellerde görece daha pahalı olduğu için biz Dubrovnik’e yakın deni kıyısında yer alan otellerden birinde kaldık. Otelimiz temiz ve rahattı ve özellikle ilk sabah uyandığımızda karşılaştığımız deniz manzarası çok hoşuma gitti. Fotoğrafını çekmeden duramadım. Mevsim gereği denize girme şansımız hiç olmadı ama görünüşüne bakılırsa mevsiminde denize girmeden buradan gitmemek gerekir.

Dubrovnik’in eski şehir olarak adlandırılan kısmı 16. yüzyılda tamamlanan surlarla çevrili. Bu surlar ve surların içindeki yapılar muhteşem bir görüntü oluşturuyor. Çok büyük sayılmasa da içerisinde çok sayıda kilise ve müze barındırıyor. Bölgeyi gezerken bir şekilde hepsine denk geliniyor ancak ben yine de birkaçının adını yazmak istedim. Bence, Minceta Kalesi, Rector Sarayı, merkez cadde Stradun, Franciscan Manastırı, Pile Kapısı, Onoforio Çeşmeleri ve Orlando Heykeli görülmesi gereken yerlerden.

Ana cadde Stradun’dan ayrılıp ara sokaklara girdiğinizde ilginç hediyelik dükkan mağazaları ve küçük restoranlarla karşılaşıyorsunuz. Fiyatlar ortalama. Aslında Balkan ülkelerine göre pahalı denilebilir ama diğer Avrupa ülkelerine göre yine de uygun kalıyor. Yemek konusunda ağırlıklı olarak İtalyan etkisi görünüyor. Pizza, makarna ve risotto çeşitleri yaygın. Deniz ürünleri de oldukça güzel. Bunun dışında çokta bir seçme şansı yok. Stradun’daki birkaç dondurmacının önü çok kalabalıktı. Tabi ki bizde denedik. Oldukça güzel dondurmaları var, çeşitleri de bol. Hediyelik eşya mağazalarında ise fark yaratan bir şeyle karşılaşmamıştık. Dubrovnik’e giderken tarihi iyi seçmek lazım. Kasım-Mart ayları arasında birçok restoran ve mağazanın kapandığını, bu dönemin ölü sezon olduğunu söylemişlerdi.

Dubrovnik’in eski şehir kısmını gezmek için bir gün yeterli. Ama bence akşamda bir tur atılıp güzel bir yemek yenmeli. Dubrovnik’e çok sayıda tur teknesi de turist getiriyor. Akşam otele dönüşte aşağıdaki manzarayı görünce kaçırmayıp fotoğrafını çekmiştim. İki yelkenli de muhteşem görünüyordu.

Yukarıda da yazdığım gibi gerek kısa süreli kaldığımız gerekse de mevsim çok uygun olmadığı için denize girme şansımız olmadı. Açıkçası denize girilmediği sürece de Dubrovnik’te uzun süre kalmayı gerektirecek bir şey olmadığını düşünüyorum. Bizde bir tam gün konakladıktan sonra gezi planımız doğrultusunda yola çıktık. Rotamız önce yine Adriyatik kıyısında ancak Dubrovnik’e göre oldukça kuzeyde kalan Split şehri ardından da Split’e oldukça yakın konumda bulunan Trogir’di. Plitvice, Zagreb ve Saraybosna’ya ise bu şehirlerden sonra uğramayı planlamıştık. Sonraki yazımda bunlardan ayrıntısıyla bahsedeceğim...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir