parallax background

Milano Gezisi için İpuçları

Viyana Gezi Notları
9 Ekim 2018

Milano’da 2 yıl yaşamış ve bundan çok keyif almış biri olarak gitmek isteyenlere yol göstermesi adına deneyimlerimi kısaca paylaşmak istiyorum. Milano gezmek içinde yaşamak için da çok güzel bir yer. İtalya'nın geri kalanından daha az şaşaalı gözükmesine rağmen, İtalyan - Alman karışımı kendisine özgü bir kültüre, buna da çok uygun ve seveceğinizi tahmin ettiğim bir yaşam tarzına sahip. Verona ya da Floransa kadar görsel anlamda etkileyici değil ama bir havası ve tarzı olduğu için de güzel hissettiren bir yer Milano.



Tavsiyem Milano'ya kış ayları dışında bir dönemde gitmeniz. Tercihen ilkbahar veya yaz aylarında ziyaret edilmeli. Milano kışları soğuk geçen bir şehir ve dışarda oturmanın, sokakta zaman geçirmenin şehir kültüründe yaygın olduğu bir yer. Şehrin havasını yaşayabilmeniz için havanın güzel olması şart diye düşünüyorum.

Milano'ya iki tam gün bence yetecektir ama çok merkezi bir yerde olduğu ve çevresinde çok güzel yerler olduğu için benim tavsiyem 2-3 günü de çevredeki yerleri gezmeye ayırmanız. Milano'dan günübirlik nerelere gidilir onu da en sonda kısaca yazacağım.

Yazımda her yerde bulunabilecek şeylere de, sadece Milano'da yaşamış birinin bilebilecegi noktalara değinmeye çalıştım.

En baştan başlayalım...

Milano'da muhtemelen ya Bergamo ya da Malpensa havalimanlarına geleceksiniz. İkisi de birbirinden çok farklı değil. Havaalanından çıktığınız gibi dışarıda bekleyen express otobüslere atlayıp şehir merkezine gidin. Malpensa'nın çıkışından bir tren de var. O da şehir merkezinde bir yerlere geliyor, şehir merkezinde kalıyorsanız Cadorna istasyonunda inin, oradan kalacağınız yere muhtemelen yürüyebileceksiniz.

Şehirde kalacak yer için benim tavsiyem güney tarafı, bu tarafta akşam dışarı çıktığınızda daha fazla insan, restoran, bar ve aktivite olacaktır. Kuzey Milano’yu insanların yaşadığı, güney Milano’yu ise dışarı çıktığı yerler gibi düşünebilirsiniz. Bunları yazıyorum ama kuzey ve güney diye ayırdığım yerler, merkezden uzakta kalmadığınız sürece yarım saat içinde yürünebilen bölgeler.

Milano toplu taşıma olanakları açısından en rahat İtalyan şehirlerinden biridir. Şehirde 15’den fazla tramvay hattı, 6’dan fazla metro hattı ve bir sürü otobüs görebilirsiniz. Çoğu geç saatlere kadar da çalışıyor. Küçük bir şehir için bu açıdan fazlasıyla iyi.

Duomo’nun güney tarafında Missori, Porta Ticinese ya da Navigli yakınlarında kalabilirsiniz. Güzel yerler var ancak diğer yerlere oranla biraz pahalıdır. İtalya’nın büyük kısmında bizim alıştığımız gibi kahvaltı ya da geniş otel odaları bulamayacaksınız. Yeri güzel ve ortalama bir otel bulduğunuzda çok düşünmeyin derim ki zaten bence Milano’da otele sadece uyumak için gitmelisiniz.

İlk gününüze erken başlayın. İtalyanların ünlü kahvesi ile brioche'unu mutlaka yemelisiniz. Göreceksiniz ki kahve bütün kafelerde çok güzel çünkü kahveyi güzel yapamayan bir kafenin İtalya’da iş yapabilme şansı yok. Zincir kahvecileri İtalyanlar pek sevmez. O yüzden lokal bir kafeye gidin, aşağıdaki makine, kafede iyi de bir barista varsa muhtemelen güzel bir kahve içeceksiniz. Tereyağlı taze brioche'unuzu kahvenizle birlikte isteyin ve baristanın kahveyi nasıl da keyifle hazırladığına tanık olun. (Kahve içtiğiniz her yer aynı zamanda akşam içki servisi de yapan birer bara dönüşecek.) Kahveyi nasıl çektiğini, nasıl espresso shot hazırladığını, üzerindeki köpüğe ne kadar özendiğini göreceksiniz.

Şimdi biraz İtalya’daki kahvelere değinelim. Caffe dediginiz zaman, insanlar size alıştığınızın aksine bir espresso shot hazırlayacaktır. Caffe macchiato dediğinizde ise espressonun üzerine bir çentik (macchiato; çentikli, noktalı demek) süt köpüğü koyup getirecekler. Bu ikisi italyanların sabah uyanmak için içtikleri ve sertliği yüksek kahvelerdir. Sert olduğunu küçük bir espresso bardağının dibinde bir parmak kahve gelince anlayacaksınız zaten. Eğer bir espresso bana yetmez diyorsanız ristretto ya da caffe doppio içebilirsiniz. (2 espresso, bütün gün sizi uyanık tutacaktır.)

Americano istiyorum dediğinizde ters bir İtalyan bakışı karşılaşacaksınız. İsminden değil, pek tercih edilen bir kahve olmadığı için. Daha yumuşak bir kahve içmek isterseniz tavsiyem cappucino içmeniz. Latte macchiato da hoşunuza gidecektir.

Bunlar dışında da çok sayıda kahve çeşidi var. İçinde alkol olan (caffe correto), çikolata eklenerek yapılan soğuk kahveler vs. Sırası geldikçe hepsine bakın derim.

Milano'da görmeniz gereken yerler bence şunlar; Duomo, Galleria Vittorio Emanuele II, Corso Vittorio Emanuele II, Design Supermarket, Teatro Alla Scala, Corso Buenos Aires, Via Dante, Castello Sforzesco & Parco Sempione, Brera, Colonne di San Lorenzo, Naviglio Grande & Pavese ve futbolla ilgileniyorsanız tabi ki San Siro. İki günüm olsa için ben aşağıdaki gibi bir rota çizerdim.

Kahvaltıdan sonra Duomo'dan başlayın. Duomo dışı itibarıyla Milano'da ve belki de birçok Avrupa şehrinde görüp görebileceğiniz en görkemli binalardan biri. Ben ilk gördüğümde birkaç dakika bakakalmıştım. Vatikan dışında İtalya'daki en büyük, Dünya’daki 5. en büyük kiliseye bakıyorsunuz. 600 yıldır yapılan ve hala bitmeyen bir kilise Duomo. Üzerinde 3400 tane heykel, 180 tane gargoyle var. Gargoyle'lar aşağıya korkutucu bir şekilde bakıyorlar çünkü görevleri yukarıda en tepede kilisenin de koruyucusu Madonna yani Meryem Ana'ya kötülüklerin ulaşmasını engellemek.

Zamanınız ve enerjiniz varsa Duomo’nun üstüne çıkabilirsiniz. Üst katta tek başına bir kilise daha var. Çok muhteşem bir manzarası yok ama binanın görkemi ve detaylarını daha iyi görebilmek için üst kat güzel bir fırsat.

Duomo'dan sonra ikinci durağımız Galleria Vittorio Emmanuele II. Hemen Duomo’nun yanında görkemli bir alışveriş merkezi göreceksiniz. Tam da burası Galleria. İçine girin, bir Milano geleneği olan boğanın üzerine topuğunuzu sabitleyip şans getirmesi için çevrenizde iki kere dönün.

Galleria'nin arka kapısı Teatra Alla Scala'ya yani Dünya’nın en büyük tiyatro salonlarından birine çıkıyor. Leonardo da Vinci heykeli sizi arka kapıda karşılayacak ve La Scala’yı hemen onun karşısında göreceksiniz. Leonardo da Vinci'nin 4 tane çırağı ile olan bu heykeli de gördüğünüzde hoşunuza gidecek detaylardan biri.

La Scala'yı gerçekten yaşamak için öncesinde programlara bakıp sahneye uzakta olsa bir bilet alabilirsiniz. Program bulamadıysanız ve zamanınız da yoksa, kapıdaki görevliye rica edip içeriyi görmek isteyebilirsiniz. Fotoğraftaki gibi bir görüntü sizi karşılayacak.

Buranın çok yakınında Design Supermarket diye bir yer var. Bunu birçok turist bilmez ama her Milano’ya geldiğimizde keyifle gezdiğimiz yerlerden biriydi. İçinde endüstriyel tasarım açısından çok keyifli ve daha önce görmediginiz bir sürü eşyayı bulabileceğiniz bir yer burası. Hem de büyükçe bir alışveriş merkezinin içinde. Bu alışveriş merkezi Galleria’nın Duomo meydanına bakan girişinden çıktığınızda Galleria’dan sonraki soldaki ilk bina. Alışveriş merkezi La Rinascente'nin en alt katı. Gezmeden geçmeyin derim. La Rinascente'nin içinde de Dünya’nın ilk Louis Vitton çantasını görebilirsiniz.

Şimdiye kadar çoktan karnınız acıkmış olmalı. Çok güzel, çünkü yine çok fazla turistin bilmediği ama Milano'da yaşayan herkesin en az bir defa gittiği ve açık bulduğu zaman da (her zaman açık olmuyor çünkü) hemen bir şeyler yemek için uğradığı Luini'de karnınızı doyurabilirsiniz. Burada panzerotti yemelisiniz. Bizim pişiye benzeyen ve sıcak sıcak servis edilen bir hamur işi panzerotti. İçine domates, mozarella, salam, tavuk, ıspanak v.b. aklınıza ne gelirse koyulabiliyor ve tam bir sokak lezzeti. Elinize alın ve sokağa oturup tadını çıkarın.

Karnınızı doyurduktan sonra Corso Vittorio Emanuelle’de yürüyebilirsiniz. Burası şehrin (turistler için) alışveriş caddelerinden biridir. Bu caddeye çok yakın Via Monte Napoleone var. Burayı Milano'yu Milano yapan, lüks arabaların park ettiği, tasarım dükkanlarının olduğu, en üst segment alışveriş caddesi gibi düşünebilirsiniz. Yaşarken burdan hiçbir şey alma şansım olmadı. Ama bir turist olarak gezmek için güzel bir cadde diyebilirim. Manzoni de yine benzer şekilde güzel bir cadde. Bu bölgede ara sokaklar da lokal butiklere ev sahipliği yapıyor. Bir süre buralarda zaman geçirebilirsiniz. Hem de panzerottiyi yakmış olursunuz.

Milano sanıldığının aksine sadece moda ile ünlü bir yer değil. Daha çok tasarım ile ünlü bir yer. Çok fazla sayıda tasarım okulu olan ve çok ünlü tasarımcılar yetiştiren bir şehir. Hatta Milano'da tasarım deyince insanların aklına ilk olarak butik mobilya dükkanları gelir. Dünya’nın en büyük mobilya fuarlarından biri Milano'da düzenlenir. Gezerken de fark edeceksiniz, Milano endüstriyel tasarım konusunda çok ileri gitmiş durumda.

Birinci akşam tipik bir İtalyan yemeği yemelisiniz diye düşünüyorum. Sonrasında da sokakta bir şeyler içebilirsiniz. Benim tavsiyem, Duomo’nun alt tarafına Porta di Ticinese caddesine doğru yürümeniz. Colonne di San Lorenzo'ya varacaksınız. Yemekten sonra tekrar buraya geleceğiz.

Akşam yemeği için gelen arkadaşlarımı hep Rugantino'ya götürürdüm. Colonne di San Lorenzo'nun hemen köşesinde bu restoran. Hem herkes için güzel ve makul ücrette yemekler var hem de tipik bir İtalyan restoranı. Çok turistik de değil.

Milano'nun ünlü yemeği (Her İtalyan şehrinin ünlü bir yemeği ve makarnası vardır diyebilirim) Risotto alla Milanese yani safranli risotto. Safran sevmeseniz bile bence denemeye değer. Kaldı ki risotto Türkiye'de nadiren güzel yapılan bir yemek. İtalya'ya gelmişken güzel bir risotto yemeden dönmeyin derim.

Ama benim Milano'da ve Rugantino'da asıl sevdiğim yemek La Bufala. La Bufala, içinde özel bir mozzarella çeşidi olan Bufala’nın bulunduğu (Aşağıdaki fotoğraftaki beyaz büyük parçalar) bir pizza. Bu pizzanın yanında, hazır İtalya'dayken güzel bir Chianti şarabı için derim. Türkiye'de çok pahalı olan ya da pek bulunmayan ama İtalya'da her restoranda rahatlıkla ucuza bulabileceğiniz, tatlı olmayan ve güçlü bir tadı olan Toskana üzümü Chianti. Tatlı kırmızı şarap için Sicilya üzümü olan Nero d'Avola, Milano'ya özel bir beyaz şarap içmek isterseniz de Gewurtztraminer deneyin derim. Evet, Gewurtztraminer hiç İtalyanca gibi değil çünkü bu bir Avusturya üzümü ancak Kuzey İtalya'da çok sık kullanılıyor ve aromalı bir şarap yapılıyor. Kuzey İtalya ve Avusturya dışında pek bulamayacaksınız bu şarabı. Bütün bunlarla uğraşmak istemezseniz yine İtalya'da çok yaygın olan vino casa, yani ev şarabı, yani restoranın kendi şarabını içebilirsiniz. Daha içilemeyecek kadar kötü bir ev şarabına denk gelmedim.

Yemekten sonra ünlü italyan tatlılarından en az birinin tadına bakın derim. Tiramisu ve Panna Cotta benim favorilerim.

İtalya'da akşam yemekleri genelde geç başlar ve uzun sürer. İtalyanlar da eğer ertesi gün iş yoksa yemekten sonra genelde bir şeyler içmeye gider ve sonrasında da bir gece kulübünde geceyi tamamlarlar. Bizdeki gibi bir bar kültürü çok fazla yok. Daha çok yemek sonrasında gece kulübü ve öncesinde ayaküstü bir şeyler içme kültürleri var.

Milano’da Colonne di San Lorenzo tam olarak da bu dediğim şeyi yapabileceğiniz bir yer. Saat 9-10 gibi insanlar sütunlara gelmeye başlayacak, yakındaki barlardan bir şeyler alıp sokağa oturacaklardır. Burası çok keyifli bir yer. Bir kokteyl içmenizi tavsiye ederim. Buradaki favorim Caipiroska Fragola ve Russian Mule. İkisi de biraz tatlı ama sert kokteyller.

Bugün çok yoruldum gidip biraz dinleneyim derseniz bilemem ama geceye devam edecekseniz Milano gece hayatı çok hareketli bir şehir. Biz daha çok Parco Sempione taraflarına giderdik (orada birçok kulüp var) ama en ünlü birkaç gece kulübü şöyle; Just Cavalli, Alcatraz, the Hollywood, Old Fashion, Le Banque. Bizim favorimiz Le Banque idi bunların arasında.

Ertesi sabah yine erken başlayın bence. Gezecek yine çok yer var çünkü. Bugün koşturmacası biraz daha az bir gün olacak.

Bugünkü plan yine Duomo’dan başlayacak. Hafif bir kahvaltıdan sonra bu sefer şehrin kuzeyine gidin, Duomo'nun hemen karşısından Via Dante'den başlayabilirsiniz. Eski bankaların ve binaların olduğu ve Castello Sforzesco'ya çıkan güzel bir alışveriş caddesi. Orada biraz zaman geçirdikten sonra şehrin kalesine geleceksiniz. Güzel bir kale ve görmeye değer bir yer. Çok büyük bir beklentiniz olmasın, 1 saatinizden fazlasını almayacak bir yer.

İtalya'ya gelip dondurma yememek olmaz. Kaleden hemen sonra parka gitmenizi tavsiye ederim. Parco Sempione Kale’nin hemen arkasında yer alan, hava biraz güneşli olduğunda bütün italyanların piknik yapmaya gittiği güzel bir park. Oraya giderken de benim Milano'daki favorim Chocolat. Bence açık ara Milano'daki en iyi dondurmacılardan biri. Çok ön planda olmayan bir yer. Portakallı çikolatalı, fıstıklı ve kurabiyeli çeşitleri deneyebilirsiniz. Milano'da dondurması güzel diğer yerler ise Amorino, Grom ve Ciocolatti Italiani. Dondurmamızı alıp Parco Sempione'de gezinmek bizim en sevdiğimiz aktivitelerden biriydi. Size de tavsiye ederim.

Parco Sempione'den sonra karnınız acıkmaya başladıysa La Brera'ya, şehrin tasarım atölyelerinin olduğu dar sokaklarıyla ünlü mahallesine gidin. Burada küçük dükkanlarda ilgi çekici şeyler göreceksiniz. Ara sokaklarda gezindikten sonra yine bir Milano klasiği olan Cotoletta yemenizi tavsiye ederim. Cotoletta Viyana şinitzeline cok benzeyen bir et ancak bu et bir pizza tabani gibi kullanılıyor ve üzerine pizza malzemeleri ekleniyor. Brera'ya cok yakın Le Cotolette var. Bizim favorimiz orasıydı. Mozarella mantarlı, mozarella ve cevizli, domates ve salamlı şinitzeller deneyebilirsiniz.

Yemekten hemen sonra son akşam yemeği tablosunun bulunduğu Santa Maria Delle Grazie'ye gidebilirsiniz. Bu tabloyu görmek kolay değil. Önceden randevu almanız gerekiyor ve bazen size haftalar sonrasını verebiliyorlar. Bu sebeple Milano'ya gitmeden internetten randevunuzu almanızı tavsiye ederim.

Son akşam yemeği tablosunu da gördükten sonra benim tavsiyem bir taksiye ya da metroya binip Milanoluların alışveriş yaptığı caddeler olan Corso Buenos Aires'e gitmeniz. Burada birçok mağaza ve alışveriş merkezi bulacaksınız. Fiyatlar da turistlere özel değil, gerçekten alışveriş için uygun bir bölge burası. Uzun ve genişce bir cadde Corso Buenos Aires ve sürekli hareketli. Tavsiyem buraya metro ile gelip, yürüyerek Duomo’ya kadar dönmeniz. Birkaç saat boyunca hem bütün caddeyi gezmiş hem de şehrin turistik olmayan bölümünü görmüş olacaksınız.

Akşama yaklaşırken Milano'nun olmazsa olmazını yapacağız. Aperitivo. Aperitivo Milano'nun hareketli yaşam tarzını çok iyi yansıtan tipik bir Milanese aktivitesi. Bir içki alıyorsunuz ve açık büfe aperatiflerle karnınızı ücretsiz olarak doyurabiliyorsunuz. Milano'lular eğer akşam yemeği yiyecek kadar aç değillerse aperitivoya giderler. Göreceksiniz şehirde onlarca aperitivo restoranı var ve buna rağmen hepsi aperitivo saatlerinde ağzına kadar dolu. Iguana bizim favorilerimizden biriydi. Ancak benim size tavsiyem aperitivo bahanesiyle şehrin diğer bir güzel bölgesini Navigli'yi görmeniz.

Navigli, genç Milanoluların akşam yemeği için çokça tercih ettiği bir bölge. İki caddesi var ve ikisinin de ortasından küçük bir dere geçiyor. Özellikle yaz akşamları çok canlı bir bölge ve onlarca aperitivo restoranı var. Gözünüze kestirdiğiniz, kalabalık olan bir tanesine girmekten çekinmeyin.

Güzel bir iki gün geçirirsiniz umarım. Milano çok merkezi bir yer, çevresini de bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışayım. 1 hafta Milano'da kalmaya karar verirseniz günü birlik gidin diyebileceğim yerler; Como, Bergamo, Bologna, Genova, Torino ve Verona. Hepsi birbirinden güzel ve farklı, hepsi için sayfalarca yazı yazılır.

Daha fazla zamanımız var ne yapalım diyorsanız da; Navigli de Birreria'ya uğrayın, çok değişik şişelerden ve bardaklardan güzel bira içmek için birebir. Şehir merkezinden eve bir şeyler götürmek için alışveriş yapın. Burada çok güzel şaraplar ve peynirler bulacaksınız. Parmigiano reggiano parmesanlar arasında en kalitelilerinden biri. Hem ucuza alabilirsiniz hem de uzun süre dayandığı için eve rahat bir şekilde götürebilirsiniz. Bunun dışında biraz daha zamanınız varsa Pinacoteca di Brera güzel bir yer ve tabi ki San Siro, İtalya'nın futbol mabetlerinden biri.

Şimdiden iyi yolculuklar! Çok keyifli bir şehir sizi bekliyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir